Canım Yavrum,
Şükürler olsun ki, koca bir seneyi daha bitirdik birlikte. Artık 3 yaşında, bizim bile zaman zaman kullanmaya üşendiğimiz edat ve zarfların bol miktarda yer aldığı müthiş düzgün cümleler kuran, radyoda çalan yerli-yabancı bir sürü parçayı daha ilk tınısını duyar duymaz tanıyıp eşlik eden, poposunun üzerinde 5 dakikadan fazla oturmayan, dans etmeye, etkinlik yapmaya bayılan, oyun evi müptelası, gördüğü herkesle saniyeler içinde muhabbete girebilen çok sosyal bir birey oldun pamuk kızım. Favori soruların; "ama niye" ve "bayıldın mı".

Geride kalan 3 yıla bakıyorum da, koca bir ömür gibi. O kadar çok kilometre taşı var ve hepsi de o kadar önemli ki senin için, bizim için... Anne sütünden seni nasıl ayırmam gerektiğini bilmiyordum mesela. Tabi senden önce benim bu duruma hazır olmam gerekiyordu ve ikimizin aynı frekansta buluşması tam olarak 28. ayı buldu. Evet sen tam olarak 28 ay anne sütü aldın bebeğim ve ben de haklı bir gururla sende gördüğüm pozitif ne varsa anne sütüne bağlayabilirim bence:)
Sonra şu tuvalet eğitimi meselesi... Açıkçası bu konuda daha rahattım ve zamanı geldiğinde senin şıp diye işi çözeceğini biliyordum. Bu nedenle 3 yaşına yaklaşmanı bekledim ve ailece hazır olduğumuzu düşündüğümde çıkarıp attım bezini. Tuvalete her gidişinde bir sticker verdim sana ve bu yöntem seni gerçekten çok eğlendirdi. Bir iki kaçak haricinde öğreniverdin tuvalete gitmeyi. Hala inanılmaz geliyor senin bana tuvaletinin geldiğini haber vermen, ne tuhaf...
Yavru kuşum o dillerini yerim senin çünkü çok tatlı konuşuyorsun, olan biteni çok tatlı anlatıyorsun, bayılıyoruz seni dinlemeye. Dedim ya, bir cümlede olması gereken ne varsa sen hiç atlamadan, tam yerinde, tam zamanında kullanıyorsun. Bazen konuşurken öyle şeyler söylüyorsun ki ağzımız yarım metre açılıyor resmen:) "Bu tam bir muamma" ya da "nitekim böyle oldu, çünkü başka çaresi yoktu" deyip bizi dumura uğratıyorsun:)
Bu arada seni birkaç ay önce bir reklam ajansına kayıt ettirdik. Aradan çok geçmeden birkaç reklam görüşmesi için çağırdılar. Bunlardan biri de bir bebe bisküvisi reklamı idi. Gittik gitmesine ama şöyle bir problem vardı; sen o bisküviden pek hoşlanmazdın, hatta mecbur kalmadıkça yemezdin bile. Neyse kısa bir tanışma faslından sonra oyun almak istediler. Senaryoya göre, senin bir kaşık sütle karışmış o bisküviden yemen ve çok beğenmen gerekiyordu. Ancak sen kaşığın daha yarısındayken "ögghhhhh" diye bağırdın ve gülerek uzaklaştın:) Ah evet, kameralar kayıttaydı:)))) Yalnız odadan çıkarken ilginç bir şekilde masaya yaklaştın ve birkaç tane bisküviyi eline alıp yemeye başladın yolluk niyetine. Seçilemedin ama seninle hatıralarımız arasına süper bir hikaye ekledin, hem de tek başına:)
Geride kalan 3 yıla bakıyorum da, koca bir ömür gibi. O kadar çok kilometre taşı var ve hepsi de o kadar önemli ki senin için, bizim için... Anne sütünden seni nasıl ayırmam gerektiğini bilmiyordum mesela. Tabi senden önce benim bu duruma hazır olmam gerekiyordu ve ikimizin aynı frekansta buluşması tam olarak 28. ayı buldu. Evet sen tam olarak 28 ay anne sütü aldın bebeğim ve ben de haklı bir gururla sende gördüğüm pozitif ne varsa anne sütüne bağlayabilirim bence:)
Sonra şu tuvalet eğitimi meselesi... Açıkçası bu konuda daha rahattım ve zamanı geldiğinde senin şıp diye işi çözeceğini biliyordum. Bu nedenle 3 yaşına yaklaşmanı bekledim ve ailece hazır olduğumuzu düşündüğümde çıkarıp attım bezini. Tuvalete her gidişinde bir sticker verdim sana ve bu yöntem seni gerçekten çok eğlendirdi. Bir iki kaçak haricinde öğreniverdin tuvalete gitmeyi. Hala inanılmaz geliyor senin bana tuvaletinin geldiğini haber vermen, ne tuhaf...
Yavru kuşum o dillerini yerim senin çünkü çok tatlı konuşuyorsun, olan biteni çok tatlı anlatıyorsun, bayılıyoruz seni dinlemeye. Dedim ya, bir cümlede olması gereken ne varsa sen hiç atlamadan, tam yerinde, tam zamanında kullanıyorsun. Bazen konuşurken öyle şeyler söylüyorsun ki ağzımız yarım metre açılıyor resmen:) "Bu tam bir muamma" ya da "nitekim böyle oldu, çünkü başka çaresi yoktu" deyip bizi dumura uğratıyorsun:)
Bu arada seni birkaç ay önce bir reklam ajansına kayıt ettirdik. Aradan çok geçmeden birkaç reklam görüşmesi için çağırdılar. Bunlardan biri de bir bebe bisküvisi reklamı idi. Gittik gitmesine ama şöyle bir problem vardı; sen o bisküviden pek hoşlanmazdın, hatta mecbur kalmadıkça yemezdin bile. Neyse kısa bir tanışma faslından sonra oyun almak istediler. Senaryoya göre, senin bir kaşık sütle karışmış o bisküviden yemen ve çok beğenmen gerekiyordu. Ancak sen kaşığın daha yarısındayken "ögghhhhh" diye bağırdın ve gülerek uzaklaştın:) Ah evet, kameralar kayıttaydı:)))) Yalnız odadan çıkarken ilginç bir şekilde masaya yaklaştın ve birkaç tane bisküviyi eline alıp yemeye başladın yolluk niyetine. Seçilemedin ama seninle hatıralarımız arasına süper bir hikaye ekledin, hem de tek başına:)
Değişik takıntıların var kuzucum. Mesela benden herhangi bir şeyi
uzatmamı istemişsen ve o şeye daha yakın olan baban sana uzatmışsa
kesinlikle almayı kabul etmiyorsun. O şeyi illa istediğin kişi verecek
sana. Ya da senden bir şey yapmanı istediğimizde sesimiz biraz sert
çıkmışsa, "güzel konuş anne/baba, güzel söyle bana" diyorsun ve yumuşak
bir ses tonuyla, tatlı bir söz söylemezsek o şeyi asla ama asla
yapmıyorsun. Çok mecbur kalırsak her ebeveyn gibi bizim de bazı etkili
rüşvet, tehdit ve şantaj malzemelerimiz var elbette ama sen büyüdükçe
güncellemek gerektiğinden o da ayrı bir yorgunluk konusu olabiliyor.
Yalan yok, söyleniyoruz, bazen şikayet ediyoruz ve evet çok yoruluyoruz,
bazı akşamlar-haftanın 7 günü filan- hem
ruhen hem bedenen tükenmiş oluyoruz ama sabaha hepsi geçmiş oluyor neyse
ki. Yıllar sonra bu günleri hep güzel hatırlayacağız biliyorum, çünkü
sen bizim en kıymetli, en tatlı yorgunluğumuzsun hayatım...
Ve elbette güllük gülistanlık zamanların yanında delirdiğimiz, birbirimizi delirttiğimiz anlar da oluyor güzel kızım. Aslında bizim en büyük korkumuz senin canının yanması, bir yerlerden düşmen, markette son hız koşarken birileriyle çarpışman vs. Yani başına gelebilecek-Allah korusun- herhangi bir kazanın ihtimali dahi bizi hemen birer nazi subayına çevirebiliyor. Eh, senin de özgürlüğüne ve koşmaya en az bir tay kadar düşkün olduğun herkesin malumu. Bu nedenle bizim kısıtlamalarımız seni hırçınlaştırıyor, senin hırçınlığın bizi geriyor falan derken bir bakıyoruz ki bizim ikizler burcu denge timsali minik kızımızın modu bir anda değişmiş ve kriz sona ermiş:))
Ve büyüyorsun, hızla...Boyun parmak ucumdan dirseğime kadarken ne zaman ışıkları açabilecek kadar uzadın, ne zaman "Ela bacaklarım ağrıdı, kucağımdan in annecim" dedirtecek kadar ağırlaştın? Hala beraberiz ve hala doğduğundan beri hiç ayrılmadık. Ama okul vakti yaklaşıyor bebeğim ve biz birbirimizi en azından gözümüzle takip etmeden nasıl yapıcaz, nasıl ayrı kalıcaz gerçekten bilmiyorum...
Ve elbette güllük gülistanlık zamanların yanında delirdiğimiz, birbirimizi delirttiğimiz anlar da oluyor güzel kızım. Aslında bizim en büyük korkumuz senin canının yanması, bir yerlerden düşmen, markette son hız koşarken birileriyle çarpışman vs. Yani başına gelebilecek-Allah korusun- herhangi bir kazanın ihtimali dahi bizi hemen birer nazi subayına çevirebiliyor. Eh, senin de özgürlüğüne ve koşmaya en az bir tay kadar düşkün olduğun herkesin malumu. Bu nedenle bizim kısıtlamalarımız seni hırçınlaştırıyor, senin hırçınlığın bizi geriyor falan derken bir bakıyoruz ki bizim ikizler burcu denge timsali minik kızımızın modu bir anda değişmiş ve kriz sona ermiş:))
Ve büyüyorsun, hızla...Boyun parmak ucumdan dirseğime kadarken ne zaman ışıkları açabilecek kadar uzadın, ne zaman "Ela bacaklarım ağrıdı, kucağımdan in annecim" dedirtecek kadar ağırlaştın? Hala beraberiz ve hala doğduğundan beri hiç ayrılmadık. Ama okul vakti yaklaşıyor bebeğim ve biz birbirimizi en azından gözümüzle takip etmeden nasıl yapıcaz, nasıl ayrı kalıcaz gerçekten bilmiyorum...
Yorumlar