21 Haziran 2014, bu yılın en uzun günü. Ama ben bu en uzun günü biraz daha erken yaşadım. Kızımız Ela Masal, 29 Mayıs Perşembe sabahı, saat 10.35'te, 3.390 kg ağırlığı ve 50 cm boyuyla dünyaya merhaba dedi ve 29 Mayıs hayatımın tartışmasız en uzun günüydü...
Çarşamba akşamı hafiften sancılarım ve kanamam başladığında, ben anneannemden aldığım eski bir tabureyi boyamakla meşguldüm. Aslında doğumun başladığını çok iyi biliyordum ama nedense ağırdan alıyordum. Tabureyi boyadım, puantiyelerini yaptım. Üzerini kumaşla kaplayacaktım ama ona enerjim kalmadı. Bu arada eşimle hastaneye gitsek mi gitmesek mi konusunu tartışıyorduk. Gece ikiye kadar bekledik. Aylardır kapağı açık duran hastane çantasını son kez kontrol ettim. Uzun bir duş aldım. Nasılsa psikolojik olarak hiçbir zaman tam anlamıyla hazır olamayacaktım. Hiç değilse suyun gücüyle biraz olsun rahatlayayım istedim.
Eşim benden daha heyecanlıydı, arabayı da hızlı kullanıyordu. Bense ne kadar yavaş gitse, o süreç ne kadar uzasa o kadar iyi diye düşünüyordum. Doğumun başından itibaren her bebek bekleyen kadın gibi doğumun evrelerini, hastanede başıma neler gelebileceğini (!) yüzlerce kaynaktan okumuştum. Ama işte okumak başka şey, yaşamak başka:) Yol bitti, hastaneye geldik. Nöbetçi doktorun odasına çıktık, muayene etti ve doğumun başladığını, açıklığın 2cm., silinmenin %50-60 civarında olduğunu söyledi. Doktorumu arayarak durumum hakkında bilgi verdi. Doktorum sabaha kadar sürece müdahale edilmemesini, yalnız silinmenin hızlanması için ilaç verilmesini ve serum bağlanmasını söyledi. Eşim yatış işlemlerini yaptı ve odamıza çıktık.
Saat gece üç buçuktu. Bana çoktan lavman yapılmış, serum ve nst takılmış, ilaç verilmişti. Sancılar yavaş yavaş artıyordu ama dayanamayacağım kadar güçlü değillerdi. Daha önce eşimle kararlaştırdığımız gibi kimseye haber vermedik. Her şey yolundaydı ve denilene göre sabah bebeğimiz kucağımızda olacaktı. Bu arada saat başı açıklık kontrolü yapılıyordu ve bana yıllar kadar uzun gelse de açılma çok hızlı ve güzel ilerliyordu. Ben her kontrolde ısrarla ayağa kalkıp yürümek istediğimi, duşa girmem gerektiğini tekrar ediyordum. Hemşireler her defasında doktorumu arayıp isteğimi iletiyorlar, doktorum ise plasenta gebeliğin başından beri aşağı yerleşimli olduğundan ve açılma çok hızlı ilerlediğinden kordon sarkması durumunun yaşanmaması için izin vermiyordu. Sabaha karşı sancıların hem şiddeti hem de sıklığı artmış açıklık 9 cm'e ulaşmıştı. Eşim neredeyse tüm geceyi belime masaj yaparak ayakta geçirmişti. Bu arada sancılar arasında gelen, annemin sürekli bahsettiği tuhaf uyku ya da sızma halini ben de yaşadım. Gerçekten her iki sancı arasında çok derin uyuyordum ve her defasında çok acayip rüyalar görüyordum. Benim rüyaların production kısmı hep azametlidir ama bu kadar kalabalık cast ile ilk kez çalıştım:) O uykular bir sonraki sancıya kadar dinlenmeme izin veriyordu. Sancı dalgası tüm bedeni alabora etse de bir anda geçip gidiyor ve tekrar uyuyordum. Tam çılgınlık hali. Neyse sabah oldu, güneş doğdu ve odanın kapısı açıldı. İçeriye doktorum ve bir hemşire ordusu girdi. Muayeneden sonra su kesemi patlattı ve suni sancı verilmesini söyledi. İşte benim için en yorucu ve acı veren kısım da o andan sonra başladı. Suni sancı bana dinlenme ya da uyuma imkanı vermeyecek kadar yoğundu. Artık ayağa kalkmama da duş almama da izin vardı ama sancılar o kadar şiddetliydi ki ben eşimin kollarında ve neredeyse sürünerek gidebildim banyoya. Hemşireler ara sıra gelip nst'ye bağlanmam gerektiğini söylüyorlar, ben her defasında 5 dk. daha suyun altında kalmak için yatağa bağlanmayı reddediyordum. Öyle böyle duşta geçen bir saatin sonunda tekrar nst takıldı. Hemşirelerden biri geldi ve muayenenin ardından 9 aydır hep hayalini kurduğum şu cümleler döküldü ağzından: "Açıklık 10 cm., artık top sende, kesintisiz ıkınabilirsen dakikalar içinde doğum gerçekleşmiş olacak." Nihayet tüm hayallerim gerçekleşmişti, tam da istediğim gece sancılarım başlamış, hastaneye tam da istediğim gibi trafiğin olmadığı bir saatte rahat rahat ulaşmıştık. Bildiğin normal doğum yapıyordum ve açıklık 10. cm'di. Ama ben canımın bu denli yanacağını, gücümün bu denli tükeneceğini, bu kadar bağıracağımı, beni sakinleştirmeye çalışan eşime bu kadar sinirleneceğimi, bir ara nefesimi kesen baskıdan acaba pencereden atlasam kurtulur muyum diye düşüneceğimi, doktoruma vazgeçtim, sezeryan yapın diyeceğimi hayal bile edemezdim. Neyse ki benim dışımda herkesin aklı başındaydı:)
Sonrası çok hızlı gelişti. Önce odamla aynı katta olan doğumhaneye alındım. Korkutucu değil, tam aksine çok aydınlık bir odaydı. Kocaman pencerelerden gün ışığı vuruyordu her yere. Yerde bir ara bir pilates topu çarptı gözüme. Her tarafta hemşireler vardı. Doktorum sürekli ıkınmam için beni teşvik ediyordu. Bir ara herkes kendi arasında muhabbet etmeye başladı. İçimden "Allah'ım gerçekten yapayalnızım, bu çocuk nasıl doğacak" diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonra doktorum ufak bir müdahaleye ihtiyacımız olduğunu söyleyip hemşirelerden birini yanıma aldı. Sancı dalgasının en şiddetli geldiği anda ben damarlarımı patlatırcasına ıkınırken hemşire de dirseğiyle kaburgalarıma yüklendi. Bu arada doktorum "Bahar sakın kesme" diye bağırıyordu. O anda doğum acısından çok kaburgalarımdaki baskıdan dolayı öleceğimi düşündüm. Sonra bir anda bebeğimin önce başının ardından omuzlarının içimden çıkışını hissettim. Gözlerim hala kapalıydı ve karnıma koydukları ıslak, balık gibi şeye önce bakamadım. Doktorum "Bahar gözlerini aç, bebeğine bak" dedi. Vücudu kaygan bir sıvıyla kaplanmış, hafif bir çığlıkla ağlayan bebeğimi o anda hayal meyal gördüm. Sonra temizlemek için aldılar. Acıya o kadar duyarlı hale gelmiştim ki dikişten önce yapılan kıl inceliğindeki iğneyle sabrım tükendi ve doktorumdan yarım saatliğine de olsa uyumak için narkoz istediğimi söyledim ve mümkünse dikişlerin ben uyuduktan sonra atılmasını istedim. Anestezi uzmanı geldi. Ancak narkozdan önce doktorum bebeğin annesine getirilmesini istedi. Göğsüme yatırdılar kızımı ve gerçek anlamda ilk kez baktım yüzüne. Boyutlu ultrasonda gördüğümüz halinin aynısıydı ve bu nedenle sanki çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi geldi. Öptüm bir kez, sonra tekrar götürdüler. Anestezi uzmanına "ne zaman uyurum?" dedim. "Hemen" dedi. "Peki ne zaman uyanırım?" dedim. Cevabı duyamadan uyumuşum:)
Sonra beni uyandırmaya çalışan hemşirelerin seslerini duydum. Gözlerimi açtığımda odamdaydım. Yatağın yanında bir beşik, içinde Ela Masal. Eşimle o anda neler konuştuk, o bana ne dedi, ben ne cevap verdim, hiçbirini hatırlamıyorum. Kafamdaki bulutlar yavaş yavaş dağılırken, biz de acemi ve çiçeği burnunda ebeveynler olarak emzirme, gaz çıkarma, ilk kusmuk gibi büyüleyici detaylarla tanıştık. Süt meselesi ayrı bir yazı konusu ama bir bebeği besleyebilmek gerçek bir mucizeymiş, anladım.
Benim için kızımın doğumu, gebeliği ve gebeliğin getirdiği fiziksel değişiklikleri öylesine hızlı ve bıçak gibi kesti ki, sonrasında bu döneme ilişkin her şey ama her şey çok zaman önce yaşanmış bir anıya dönüştü belleğimde. Son kalan 2.kg da giderse, uzun bir süre hatırlamayı düşünmüyorum zaten, tüm giysilerimi deli gibi özlemişim:)
Bizim doğum hikayemiz de böyle. Çok zordu, çok acıydı, ama açıkçası bu duyguyu yaşamadan ölmek istemezdim. Allah isteyen herkese, istediği zamanda evlat sahibi olmayı nasip etsin. Çünkü kendi bebeğinizin kokusunu bir kez aldığınızda, daha önce o koku olmadan nasıl yaşayabildiğinize şaşıyorsunuz...

Eşim benden daha heyecanlıydı, arabayı da hızlı kullanıyordu. Bense ne kadar yavaş gitse, o süreç ne kadar uzasa o kadar iyi diye düşünüyordum. Doğumun başından itibaren her bebek bekleyen kadın gibi doğumun evrelerini, hastanede başıma neler gelebileceğini (!) yüzlerce kaynaktan okumuştum. Ama işte okumak başka şey, yaşamak başka:) Yol bitti, hastaneye geldik. Nöbetçi doktorun odasına çıktık, muayene etti ve doğumun başladığını, açıklığın 2cm., silinmenin %50-60 civarında olduğunu söyledi. Doktorumu arayarak durumum hakkında bilgi verdi. Doktorum sabaha kadar sürece müdahale edilmemesini, yalnız silinmenin hızlanması için ilaç verilmesini ve serum bağlanmasını söyledi. Eşim yatış işlemlerini yaptı ve odamıza çıktık.
Saat gece üç buçuktu. Bana çoktan lavman yapılmış, serum ve nst takılmış, ilaç verilmişti. Sancılar yavaş yavaş artıyordu ama dayanamayacağım kadar güçlü değillerdi. Daha önce eşimle kararlaştırdığımız gibi kimseye haber vermedik. Her şey yolundaydı ve denilene göre sabah bebeğimiz kucağımızda olacaktı. Bu arada saat başı açıklık kontrolü yapılıyordu ve bana yıllar kadar uzun gelse de açılma çok hızlı ve güzel ilerliyordu. Ben her kontrolde ısrarla ayağa kalkıp yürümek istediğimi, duşa girmem gerektiğini tekrar ediyordum. Hemşireler her defasında doktorumu arayıp isteğimi iletiyorlar, doktorum ise plasenta gebeliğin başından beri aşağı yerleşimli olduğundan ve açılma çok hızlı ilerlediğinden kordon sarkması durumunun yaşanmaması için izin vermiyordu. Sabaha karşı sancıların hem şiddeti hem de sıklığı artmış açıklık 9 cm'e ulaşmıştı. Eşim neredeyse tüm geceyi belime masaj yaparak ayakta geçirmişti. Bu arada sancılar arasında gelen, annemin sürekli bahsettiği tuhaf uyku ya da sızma halini ben de yaşadım. Gerçekten her iki sancı arasında çok derin uyuyordum ve her defasında çok acayip rüyalar görüyordum. Benim rüyaların production kısmı hep azametlidir ama bu kadar kalabalık cast ile ilk kez çalıştım:) O uykular bir sonraki sancıya kadar dinlenmeme izin veriyordu. Sancı dalgası tüm bedeni alabora etse de bir anda geçip gidiyor ve tekrar uyuyordum. Tam çılgınlık hali. Neyse sabah oldu, güneş doğdu ve odanın kapısı açıldı. İçeriye doktorum ve bir hemşire ordusu girdi. Muayeneden sonra su kesemi patlattı ve suni sancı verilmesini söyledi. İşte benim için en yorucu ve acı veren kısım da o andan sonra başladı. Suni sancı bana dinlenme ya da uyuma imkanı vermeyecek kadar yoğundu. Artık ayağa kalkmama da duş almama da izin vardı ama sancılar o kadar şiddetliydi ki ben eşimin kollarında ve neredeyse sürünerek gidebildim banyoya. Hemşireler ara sıra gelip nst'ye bağlanmam gerektiğini söylüyorlar, ben her defasında 5 dk. daha suyun altında kalmak için yatağa bağlanmayı reddediyordum. Öyle böyle duşta geçen bir saatin sonunda tekrar nst takıldı. Hemşirelerden biri geldi ve muayenenin ardından 9 aydır hep hayalini kurduğum şu cümleler döküldü ağzından: "Açıklık 10 cm., artık top sende, kesintisiz ıkınabilirsen dakikalar içinde doğum gerçekleşmiş olacak." Nihayet tüm hayallerim gerçekleşmişti, tam da istediğim gece sancılarım başlamış, hastaneye tam da istediğim gibi trafiğin olmadığı bir saatte rahat rahat ulaşmıştık. Bildiğin normal doğum yapıyordum ve açıklık 10. cm'di. Ama ben canımın bu denli yanacağını, gücümün bu denli tükeneceğini, bu kadar bağıracağımı, beni sakinleştirmeye çalışan eşime bu kadar sinirleneceğimi, bir ara nefesimi kesen baskıdan acaba pencereden atlasam kurtulur muyum diye düşüneceğimi, doktoruma vazgeçtim, sezeryan yapın diyeceğimi hayal bile edemezdim. Neyse ki benim dışımda herkesin aklı başındaydı:)
Sonrası çok hızlı gelişti. Önce odamla aynı katta olan doğumhaneye alındım. Korkutucu değil, tam aksine çok aydınlık bir odaydı. Kocaman pencerelerden gün ışığı vuruyordu her yere. Yerde bir ara bir pilates topu çarptı gözüme. Her tarafta hemşireler vardı. Doktorum sürekli ıkınmam için beni teşvik ediyordu. Bir ara herkes kendi arasında muhabbet etmeye başladı. İçimden "Allah'ım gerçekten yapayalnızım, bu çocuk nasıl doğacak" diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonra doktorum ufak bir müdahaleye ihtiyacımız olduğunu söyleyip hemşirelerden birini yanıma aldı. Sancı dalgasının en şiddetli geldiği anda ben damarlarımı patlatırcasına ıkınırken hemşire de dirseğiyle kaburgalarıma yüklendi. Bu arada doktorum "Bahar sakın kesme" diye bağırıyordu. O anda doğum acısından çok kaburgalarımdaki baskıdan dolayı öleceğimi düşündüm. Sonra bir anda bebeğimin önce başının ardından omuzlarının içimden çıkışını hissettim. Gözlerim hala kapalıydı ve karnıma koydukları ıslak, balık gibi şeye önce bakamadım. Doktorum "Bahar gözlerini aç, bebeğine bak" dedi. Vücudu kaygan bir sıvıyla kaplanmış, hafif bir çığlıkla ağlayan bebeğimi o anda hayal meyal gördüm. Sonra temizlemek için aldılar. Acıya o kadar duyarlı hale gelmiştim ki dikişten önce yapılan kıl inceliğindeki iğneyle sabrım tükendi ve doktorumdan yarım saatliğine de olsa uyumak için narkoz istediğimi söyledim ve mümkünse dikişlerin ben uyuduktan sonra atılmasını istedim. Anestezi uzmanı geldi. Ancak narkozdan önce doktorum bebeğin annesine getirilmesini istedi. Göğsüme yatırdılar kızımı ve gerçek anlamda ilk kez baktım yüzüne. Boyutlu ultrasonda gördüğümüz halinin aynısıydı ve bu nedenle sanki çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi geldi. Öptüm bir kez, sonra tekrar götürdüler. Anestezi uzmanına "ne zaman uyurum?" dedim. "Hemen" dedi. "Peki ne zaman uyanırım?" dedim. Cevabı duyamadan uyumuşum:)
Sonra beni uyandırmaya çalışan hemşirelerin seslerini duydum. Gözlerimi açtığımda odamdaydım. Yatağın yanında bir beşik, içinde Ela Masal. Eşimle o anda neler konuştuk, o bana ne dedi, ben ne cevap verdim, hiçbirini hatırlamıyorum. Kafamdaki bulutlar yavaş yavaş dağılırken, biz de acemi ve çiçeği burnunda ebeveynler olarak emzirme, gaz çıkarma, ilk kusmuk gibi büyüleyici detaylarla tanıştık. Süt meselesi ayrı bir yazı konusu ama bir bebeği besleyebilmek gerçek bir mucizeymiş, anladım.
Benim için kızımın doğumu, gebeliği ve gebeliğin getirdiği fiziksel değişiklikleri öylesine hızlı ve bıçak gibi kesti ki, sonrasında bu döneme ilişkin her şey ama her şey çok zaman önce yaşanmış bir anıya dönüştü belleğimde. Son kalan 2.kg da giderse, uzun bir süre hatırlamayı düşünmüyorum zaten, tüm giysilerimi deli gibi özlemişim:)
Bizim doğum hikayemiz de böyle. Çok zordu, çok acıydı, ama açıkçası bu duyguyu yaşamadan ölmek istemezdim. Allah isteyen herkese, istediği zamanda evlat sahibi olmayı nasip etsin. Çünkü kendi bebeğinizin kokusunu bir kez aldığınızda, daha önce o koku olmadan nasıl yaşayabildiğinize şaşıyorsunuz...
Yorumlar
sevgiler hepinize olsun:)
Kocaman öpüyorum:)
12 yıl önce Zeynebimle benim hikayemin aynısı neredeyse.
O pencereden atlama isteğiiii.....
Neyse onları ilk kucağımıza alışımız herşeyi nasılda unutturuyor değil mi. (bu arada ruyandaki cast çok güldüm bende çok kalabalık bir castla çalışıyorum::)))
Allah size güzel hayırlı ömürler versin,güle güle büyüt güzel meleğini:))
çok ama çok tebrik ediyorum.hem geçmiş olsun hem gözünüzaydın olsun diyorum.
bir çırpıda okudum doğum hikayeni :)anne olmak muhteşem bir duygu ve kim ne derse desin yaşanmadan anlaşılmıyor.ve sonra acıları değil ilk buluşmanın sihirli anları kalıyor insanın beyninde.ve emzirme...çocuğunla kurduğun muhteşem bağ..emzirmek muhteşem bişey.en çok özlediğim :)) bundan 4 yıl önce o kadar özlem vardıki sütüm gelmişti.tamam deyip üçüncü çocuğa karar vermişken anneciğim hastalandı vs vs..
prensesin adı çok güzel.inşallah adı gibi bahtıda güzel olur.
sana bebişine ve ailene sağlıkla geçireceğiniz uzuuun musmutlu yıllar diliyor ve çok öpüyorum.
öperim bebişi ve seni:))